Hayat akıp giden öylesine birşeydir…
3 Mart 2009


2007 yılında çıkan Zeitgeist belgeselini birçok kez duymuştum. Hristiyanlık ekseninde din, 9/11 saldırıları ve Amerikan merkez bankası ekseninde global ekonomi konularında şok edici tespitleri olan, söylenmeyeni söyleyen bir belgesel olduğunu da duymuştum. Fakat oturup da izlemek ancak mümkün olabildi. Özetle şunu söyleyebilirim, gerçekten de şok edici tabiri çok uygun bu belgesel için. Çıktığı tarihte daha çok 9/11 saldırılarının ipliğini pazara çıkarmasıyla dilden dile dolaşmıştı fakat bana kalırsa bu kısım belgeselin sadece bir ufak bir ayrıntısı. Genel olarak içinde yaşadığımız dünya düzeninin aslında hiç de zannettiğimiz gibi olmadığını ispatlarıyla yüzümüze vuruyor. Bunu yaparken de en temel konudan, inançlardan işe başlanmış. Eminim özellikle bu kısım birçok kişi için rahatsız edici olacaktır. Hatta belgeselin bu konuyla başlamasını çok cesurca bir hareket olarak görüyorum çünkü önyargının en güçlü olduğu (aslında buna kabullerin mi demeliydim bilmiyorum?) dini inançları hiçe sayarak belgeselin geri kalanı da tehlikeye atılmış. Belgeselin sıradan bir radyo yapımcısı tarafından hazırlanmış olması da diğer bir ilginç nokta.

Belgesel dünya çapında o kadar çok kişi tarafından benimsenmiş ki adeta bir felsefe halini almış. Zeitgeist günü gibi organizasyonlar da planlanır olmuş. Bu arada belirtmekte fayda var; Zeitgeist, zamanın ruhu anlamına gelen global bir sözcük. Belgeselin ikincisi de Addendum alt adıyla yayınlanmış fakat onu henüz izleme imkanım olmadı.

Belgeseli izledikten sonra birkaç gün kendime gelememiş olmam bir yana, beni en çok etkileyen kısmı finali oldu. Finalde verilen mesajı da bu yazının başlığında ifade etmeye çalıştım. Yukarıda bu final bölümünü bulabileceksiniz. Görüntüde söylenenlerin çözümlemesine de buradan erişilebilir. Vakti olan herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ederim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yeni başlayanlar için Post-Rock
26 Mayıs 2008

800px-mono_live_20050502.jpg

Rock müzik dinleyicisinin kısa özgeçmişi çoğunlukla, önceleri beğendiği naif bir grupla başlamak suretiyle zamanla death metal gibi uç noktalara kadar varan bir süreç izler. Fakat zaman olur ki artık gürültülü müziği kafa kaldırmaz olur, en sert rockçılar bile alternatif yollar, ara sokaklar aramaya başlar. Bu süreçte blues ve jazz gibi türleri fazlasıyla yorucu bulan bünyeler için uygun bir alternatif post-rock olabilir. Latince önekinden de anlaşılacağı üzere tür, rock müzikten sonrasını ifade etmektedir. Kimileri içerdiği depresif etkiyi göz önünde bulundurarak bu tarz için yeni nesil emo değerlendirmesi yapsa da post-rock her geçen gün daha çok bilinmeye istenmeye aday. Evet sıradan bir müzik dinleyicisi için beylik bir laf oldu ama her geçen gün sayısı artan post-rock grupları bu iddiayı destekler nitelikte.

Uzun ve sıkıcı tanımlarını internette kolayca bulabileceğiniz bu tarz için kendi tanımımı yapmam gerekirse kısaca diyebilirim ki sözü ya hiç olmayan ya da oldukça arkaplanda kalan, şarkıları bazen 30 dakikaları bulacak kadar uzun, genelde depresiflikle agresiflik arasında gezen bir müzik türüdür. Tabi müziğin anlatmayla değil dinlemeyle kavranacağı bir gerçek. O yüzden bu türden yakından uzaktan ilgisi olmayanlar için 10 şarkılık bir liste hazırladım. Her ne kadar bunun doğru olmadığını bilsem de bu 10 şarkıyı bir güzel peketleyip buradan [140MB] paylaşıma da açıyorum. Bu parçaların sahipleri niyetimin onları bir nebze olsun tanıtabilmek olduğunu bilseydi onlar da “hadi bu seferlik böyle olsun” der sırtıma iki hafif şaplak indirirlerdi eminim, o yüzden içim rahat. Neyse efendim dinleyin kararı siz verin. Ama dinlerken mutlaka sabredin. Şarkılar bittiğinde kendinizi güzel bir yolculuğun sonuna gelmiş gibi hissedeceksiniz, umarım :

1. Explosions in the Sky - A Song for Our Fathers
2. The Timeout Drawer - Nothing Can Stop Me
3. Mogwai - We Are No Here
4. Yndi Halda - Illuminate My Heart, My Darling
5. God Is An Astronaut - Fragile
6. Godspeed You! Black Emperor - Static
7. Múm - I Can’t Feel My Hand Any More, It’s Alright, Sleep Still
8. Mono - The Flames Beyond The Cold Mountain
9. Russian Circles - Carpe
10. Sigur Rós - Glósóli

Son olarak bu tarzı beğenip de daha derinlemesine dalmak isteyenler için şu adresleri önerebilirim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir sosyal imleme sitesi sahibinin itirafıdır
2 Mayıs 2008

digg.jpgBilmeyenlar için söyleyelim, sosyal imleme siteleri internette gezerken rastlayıp paylaşasımız gelen bağlantıları paylaştığımız ortamlardır. Bu kısa fakat bir o kadar da garip tanım yeterli olmadıysa sizi şöyle alalım. Özellikle digg ile başlayan bu yeni akım çok geçmeden ülkemizde de birçok klonla boy gösterdi. Özellikle pligg adındaki hazır sistemin çıkışıyla yarım saatlik bir çalışmayla sosyal imleme sitesi hazırlamak mümkün oldu ki zaten yerli versiyonların hepsi bu altyapıyı kullanmakta - biri hariç, o birinden birazdan bahsedeceğim. Fakat gelin görün ki bu sitelerden hiçbiri yurtdışındaki seleflerinin yanına yaklaşamadı. Mevcut yerli örneklere bakarsanız 2-3 oy alan yazıların popüler statüsüne geçebildiğini görüyoruz. Oysa örneğin digg gibi bir sitede popüler olabilmek için en az 3 haneli oylar almak gerekebiliyor. Hal böyle olunca da Türk sosyal imleme siteleri birer hayalkırıklığı olmaktan öteye gidemedi. Halihazırda gözüme çarpan en aktif sosyal imleme sitesi webiket.net. Onun da popülaritesi benzersiz gelir paylaşım modelinden kaynaklanıyor. Buradan şu sonuç çıkıyor ki paranın gücü yine kazanmıştır arkadaşlar :)

Herneyse, gelelim konunun beni ilgilendiren kısmına. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım ve hazır yapı kullanmayan tek sosyal imleme sitesi ise bizim yapmaya çalıştığımız inter.net.im olmuştu. Aslında çalışması diğer tüm sitelerin çıkışından aylar öncesine dayansa da hazır bir yapı kullanmayıp tamamen özgün bir altyapıya sahip olsun istediğimizden böyle bir siteyi geliştirmek aylarımızı aldı. Fakat zaman geçtikçe bu tarz bir sitenin sahiplerinden biri olarak şunu farkettim ki bizde sosyal imleme siteleri ne yazık ki blog yazarlarının ve site sahiplerinin fazladan hit almak için kullandığı bir mecradan öteye gidemedi. Zaten bu sitelere gelen ziyaretçilerin büyük çoğunluğu da arama motorlarından geliyor. Peki neydi sosyal imleme sitelerine karşı bu antipatimizin sebebi? Bana kalırsa büyük oranda sebep özgün içerik üretemiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Yani Türkçe içerikte paylaşacak ilginç şeyler o kadar az ki, hele ki bunlardan popüler olabilecek özgünlüğe sahip olanlar daha da az. Hal böyle olunca onlarla ifade edilebilecek sosyal imleme sitelerimiz artık neredeyse atıl olmuş durumda.

Mevcut durumu anlatabilmeyi başardıysam şimdi gelelim çözüm yollarına. Aslında düşünce olarak oldukça faydalı bir sistem olan sosyal imleme siteleri nasıl olur da kendini kurtarır? Sanırım bunun için en önemli gereklilik bu sitelerin kendine bir “karakter” yaratabilmesi. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse ülkemizde ekşisözlük bunun en güzel örneği olacaktır sanırım. Yazmak zahmetli bir iştir, özellikle bir karşılığı olmayacaksa. Ben bu karşılığın site kullanıcısına “kendini özel hissettirme” yoluyla verilebileceğini düşünüyorum. Evet biraz kurnazca bir yöntem, fakat işe yaradığı görülmüştür. İnsanların yazdığında kendini özel hissedebileceği bir ortam yaratmak da tamamen zaman ve özen istiyor. İşin bu kısmını site sahiplerine bırakıyorum ve sıyrılıyorum. Bir başka zorunluk da im girişini olabildiğince kolaylaştırmaktır. Yani belki 1-2 tık ile imleme işlemi bitmeli. Yine bunun için araçlar geliştirmek şart gibi. Ve tabi en etkili yöntemlerden biri maddi getiri. Bu belki webiket.net tarafından yapıldığı gibi gelir paylaşımıyla, belki ödüllendirmeyle, ya da şu an aklıma gelmeyen bir başka yöntemle yapılabilir. Son olarak yapılabileceklerden bir başkası yurtdışındaki sitelerde dahi örneği olmayan tamamen yenilikçi bir yaklaşımla çok farklı bir metod bulmak olabilir ki bu da tamamen site sahiplerinin yaratıcılığına kalmış.

Bana kalırsa ülkemizde sosyal imleme sitesine olan ihtiyaç karşılanmış değil. En azından yurtdışı merkezli siteler Türkçe versiyonlarını çıkarmayı akıl etmeden elini çabuk tutacak olanlar bu pastadan pay alabilir. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki öncelikle Türkçe içeriğin zenginleşmesi gerekiyor. Ne yazık ki bunun için de uzunca bir süre daha sabretmek gerekiyor.

Peki bir site sahibi olarak ben ne mi yapacağım? Galiba ben çoktan pes ettim :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Pangea Günü
31 Aralık 2007

pd.jpgTED konferansını bilir misiniz bilmem. Açılımı Teknoloji-Eğlence-Dizayn olan konferans ilk olarak 1984 yılında yapılmış. Zamanla konferansın içeriği genişleyerek dünyanın çeşitli ülkelerinden konuşmacıların herhangi bir konu hakkında fikirlerini paylaştığı bir platform haline gelmiş. Bu konuşmalara ted.com adresinden erişmek mümkün. Gerçekten de ilham alınası bazı şeyler var, mutlaka göz atın derim.

Benim asıl bahsetmek istediğim konuysa daha başka. TED konferanslarının birinde hayalini paylaşan Jehane Noujaim yapmak istediği şeyi kısaca şöyle açıklamış : “Dünyaya bir de diğer insanların gözünden bakmak”. Bunun için gerekli olan tek şeyin çekilecek kısa filmler olduğunu düşünen Jehane Noujaim bunun için bir organizasyon başlatmış ve adına da Pangea Day demiş. Dünyanın her tarafından insanların paylaşımıyla oluşacak listeden 30 film seçilerek 10 Mayıs günü 4 saatlik bir gösteriyle insanlara sunulacak. Konser gibi aktivitelerle de desteklenecek organizasyon gerçekten de insalara sesini duyurmak için bir fiırsat. Bu filmlerle biraz olsun insanların birbirini daha iyi anlayacağı umuluyor. Organizasyonun ismi de dünyanın birzamanlar tek bir kara parçası olduğu duruma verilen isimden geliyor.

Kampanya için hazırlanan tanıtımda ülkemizdeki bir şehit cenazesinden de görüntü var. Tanıtım filminin tam olarak 1:23. saniyesindeki sahne gerçekten inanılmaz. Üzerinde belki de günlerce tartışmamız gereken, oturup insanlığımızı tekrar gözden geçirmemizi gerektirecek türden. Muhtemelen Iraklı küçük bir kız, saçları dibine kadar kesilmiş, kendinden birkaç beden büyük bir kıyafetin içinde. Amerikalı asker elindeki aletle küçük çocuğun üzerinde bomba arıyor. Ve o neler olduğunu anlamaya çalışırcasına, insanoğlunun en saf haliyle öylece duruyor… Gerçekten bu sahne üzerinde bile konuşulacak çok şey var ama zaten bu organizasyonun amacı da bu değil mi? Sözlerle anlatılamayacakları kısa filmle anlatmak.

Organizasyonda gösterilmeyi hakeden yapımlara aynı zamanda 20.000$ ödül ve çektiği kısa filmi belgesel haline getirmesi için fırsat vadediliyor.

Konuyla ilgili bir de Youtube grubu kurulmuş. Bence bu organizasyonda mutlaka bizden bir kısa film de yer almalı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kas gücüyle dünya turu
30 Temmuz 2007

aao.jpg

Amerika’da yaşayan yazılımcı, yüksek makina mühendisi Erden Eruç ofis yaşamından sıkılınca hayatına yeni bir yön verip insanın isteyince neler yapabileceğine örnek bir maceraya başladı geçenlerde. Around-n-Over adını verdiği bu macerayla tüm dünyayı kas gücüyle dolaşıp aynı zamanda her kıtanın en yüksek zirvelerine tırmanmayı düşünüyor. Yolculuk 1 Temmuz’da San Francisco’dan başladı ve o günden bu yana Erden Eruç küreklere asılarak okyanusta yapayalnız Avustralya’ya doğru yol alıyor. Son durumunu bir harita ve blog vasıtasıyla bizlerle paylaşıyor. Yolculuğun tek amacıysa özellikle gençlere insanın isteyince neler yapabileceğini gösterebilmek, bir anlamda ilham verebilmek. Erden Eruç yolculuğa Amerika kıyılarından başladığı için kayığına Türk bayrağı koyamadığından çözümü küreklerine türk bayrağı boyatarak bulmuş. Umarım yıllar sürecek macerasında başarılı olur.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Bu sitede WordPress altyapısı ve PhpZen Adventure teması kullanılmıştır.